Mevlânâ Câ’fer ibnü Muhammed es-Sâdık (Radıyallâhü Anhümâ)
İçindekiler
1) Silsiledeki Yeri ve Umumi Şahsiyeti
2) İsmi, Künyesi ve Lakabı
3) Şemâili ve Fizikî Vasfı
4) Doğumu, Ailesi ve Yetişmesi
5) İlmî Şahsiyeti, Hocaları ve Talebeleri
6) Sohbetleri, Nasihatleri ve Sözleri
7) Kerâmetleri, Zühdü ve Dünya Ehline Tavrı
8) Vefatı ve Defni
9) Kaynakça (Dipnotlar)
Silsiledeki Yeri ve Umumi Şahsiyeti
Silsile
İlim
Zühd
Takvâ
Silsile-i Aliyye’nin beşinci altın halkası Mevlânâ Ca‘fer-i Sâdık (Radıyallâhu Anh) hazretleridir. Ehl-i Beyt’ten olup nesebi baba tarafından Hazreti Ali’ye, anne tarafından ise Hazreti Ebû Bekir’e (Radıyallâhu Anhumâ) ulaşır. Manevî nisbetini Mevlânâ Kâsım bin Muhammed es-Sıddîk (Radıyallâhu Anhum) hazretlerinden almış; kendisinden sonra bu kutlu yol Mevlânâ Bâyezîd-i Bestâmî (Kuddise Sirruhû) hazretleriyle devam etmiştir.
Ca‘fer-i Sâdık (Radıyallâhu Anh), ilmi, zühdü ve takvası ile tabiîn devrinin en seçkin simalarındandır. Allah Teâlâ gönlüne ibadet ve itaat aşkını yerleştirmiş; o da bu nimeti ilimle, edeble ve takvayla süsleyerek ümmete hizmet etmiştir. Zamanının büyükleriyle görüşmüş, sohbetleriyle gönülleri etkilemiş; ilim halkaları onun adıyla bereket bulmuştur. İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe (Rahimehullâh) da onun meclislerinden istifade etmiş; “Ca‘fer bin Muhammed’den daha âlim birini görmedim” sözünü söylemiştir. (Dipnot: 1)
Zâhirî ve bâtınî ilimlerde derinliğiyle tanınan bu büyük zatın, fen ilimlerine dair meşguliyetleri de nakledilmiş; kimya alanında şöhret bulan Câbir bin Hayyân’ın onun talebelerinden olduğu kaynaklarda zikredilmiştir.
Ca‘fer-i Sâdık (Radıyallâhu Anh), ilmi, zühdü ve takvası ile tabiîn devrinin en seçkin simalarındandır. Allah Teâlâ gönlüne ibadet ve itaat aşkını yerleştirmiş; o da bu nimeti ilimle, edeble ve takvayla süsleyerek ümmete hizmet etmiştir. Zamanının büyükleriyle görüşmüş, sohbetleriyle gönülleri etkilemiş; ilim halkaları onun adıyla bereket bulmuştur. İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe (Rahimehullâh) da onun meclislerinden istifade etmiş; “Ca‘fer bin Muhammed’den daha âlim birini görmedim” sözünü söylemiştir. (Dipnot: 1)
Zâhirî ve bâtınî ilimlerde derinliğiyle tanınan bu büyük zatın, fen ilimlerine dair meşguliyetleri de nakledilmiş; kimya alanında şöhret bulan Câbir bin Hayyân’ın onun talebelerinden olduğu kaynaklarda zikredilmiştir.
İsmi, Künyesi ve Lakabı
Kimlik
Lakap
Edeb
İsmi Ca‘fer bin Muhammed bin Ali bin Hüseyin bin Ali’dir. (Dipnot: 2) Künyesi Ebû Abdillah’tır. Asıl künyesinin ilk oğlu İsmail’e nisbetle Ebû İsmail olduğu; ancak İsmail’in kendisinden önce vefat etmesi sebebiyle Ebû Abdillah künyesiyle meşhur olduğu kaydedilir. (Dipnot: 3)
“Sâdık” lakabı, doğru sözlü ve güvenilir oluşu sebebiyle verilmiştir. Bu lakap, onun söz ve hâlindeki istikametin bir nişanesi olarak dillerde yer etmiştir.
“Sâdık” lakabı, doğru sözlü ve güvenilir oluşu sebebiyle verilmiştir. Bu lakap, onun söz ve hâlindeki istikametin bir nişanesi olarak dillerde yer etmiştir.
Şemâili ve Fizikî Vasfı
Şemâil
Nûrânî Hâl
Ehl-i Beyt
Şemâil kaynaklarında Ca‘fer-i Sâdık (Radıyallâhu Anh) hazretlerinin rengi beyaz, kırmızıya çalan bir letafetle anlatılır. Nûrânî yüzlü olduğu, dedesi Hazreti Ali’ye (Radıyallâhu Anh) benzediği; mübarek başının büyükçe olduğu rivayet edilmiştir. (Dipnot: 5)
Kendisine bakanların Ehl-i Beyt’ten olduğunu anlayacağı ifade edilmiş; “Ona baktığımda Peygamber soyundan geldiğini anlardım” sözü de bu hâlin şahitlerindendir. (Dipnot: 6)
Kendisine bakanların Ehl-i Beyt’ten olduğunu anlayacağı ifade edilmiş; “Ona baktığımda Peygamber soyundan geldiğini anlardım” sözü de bu hâlin şahitlerindendir. (Dipnot: 6)
Doğumu, Ailesi ve Yetişmesi
Doğum
Aile
Medine
Mevlânâ Ca‘fer-i Sâdık (Radıyallâhu Anh) hicrî 80 yılında Medine-i Münevvere’de dünyaya geldi. Babası, on iki imamın beşincisi olarak anılan İmam Muhammed Bâkır (Radıyallâhu Anh) hazretleridir. Annesi ise Hazreti Ebû Bekir (Radıyallâhu Anh)’ın torunu Hazreti Kâsım (Radıyallâhu Anh)’ın kızı Ümmü Ferve’dir; anneannesi de yine Hazreti Ebû Bekir’in torunu Esmâ (Radıyallâhu Anhâ)’dır. (Dipnot: 7)
Küçük yaşlarından itibaren ilim ve hikmetle meşgul olmuş; babası ve büyüklerinden aldığı derslerle gençliğinde İslâmî ilimlere vukufiyet kazanmıştır.
Küçük yaşlarından itibaren ilim ve hikmetle meşgul olmuş; babası ve büyüklerinden aldığı derslerle gençliğinde İslâmî ilimlere vukufiyet kazanmıştır.
İlmî Şahsiyeti, Hocaları ve Talebeleri
Hadis
Fıkıh
Talebe
Rivayet
Ca‘fer-i Sâdık (Radıyallâhu Anh), babası ve dedesiyle birlikte Urve, Atâ, Nâfi‘ ve Zührî gibi büyüklerden hadis almıştır. Kendisinden de İmam Ebû Hanîfe, İmam Mâlik, Sevrî, Yahyâ bin Saîd, İbn Cüreyc, İbn Uyeyne ve Ebû Eyyûb es-Sicistânî gibi pek çok muhaddis ve âlim rivayette bulunmuştur. (Dipnot: 10)
Güvenilir bir râvî olarak “sika” kabul edilmiş; hâlleri ve kerâmetleri hakkında eserler yazılabilecek bir zat olduğu ifade edilmiştir. (Dipnot: 11) Rivayetlerinin, Sahîh-i Buhârî dışında kütüb-i sitte kitaplarının tamamında yer aldığı da belirtilir. (Dipnot: 12)
Güvenilir bir râvî olarak “sika” kabul edilmiş; hâlleri ve kerâmetleri hakkında eserler yazılabilecek bir zat olduğu ifade edilmiştir. (Dipnot: 11) Rivayetlerinin, Sahîh-i Buhârî dışında kütüb-i sitte kitaplarının tamamında yer aldığı da belirtilir. (Dipnot: 12)
Sohbetleri, Nasihatleri ve Sözleri
Sohbet
Nasihat
Edeb
Nefs Terbiyesi
Bir gün Dâvûd-ı Tâî (Kuddise Sirruhû) kendisinden nasihat istemiş; Ca‘fer-i Sâdık (Radıyallâhu Anh) ise tevazu ile, “Bu işler nesep işi değil, amel işidir” mânâsını hatırlatan sözler söylemiştir. Bu sözler, onu dinleyenlerin gönlünde derin bir muhasebe kapısı açmıştır.
Yine buyurmuştur ki: “Şu dört şey, her mümine yaraşır: Babası geldiğinde ayağa kalkmak; misafire hizmet etmek; muhtaç olmadıkça bineğine binmek için yardım istememek; ilim aldığı hocasına hizmette bulunmak.”
Oğlu İmam Musa Kâzım’a yaptığı nasihatler ise; rızaya razı olmayı, doğru sözü terk etmemeyi, faydasız işlerden uzak durmayı, kötü ahlâklı kimselerle ülfeti kesmeyi; gıybet ve söz taşımaktan sakınmayı; insanların kusurunu gözetmek yerine kendi eksiklerini görmeyi öğütleyen bir terbiyedir.
Yine buyurmuştur ki: “Şu dört şey, her mümine yaraşır: Babası geldiğinde ayağa kalkmak; misafire hizmet etmek; muhtaç olmadıkça bineğine binmek için yardım istememek; ilim aldığı hocasına hizmette bulunmak.”
Oğlu İmam Musa Kâzım’a yaptığı nasihatler ise; rızaya razı olmayı, doğru sözü terk etmemeyi, faydasız işlerden uzak durmayı, kötü ahlâklı kimselerle ülfeti kesmeyi; gıybet ve söz taşımaktan sakınmayı; insanların kusurunu gözetmek yerine kendi eksiklerini görmeyi öğütleyen bir terbiyedir.
Kerâmetleri, Zühdü ve Dünya Ehline Tavrı
Menkıbe
Kerâmet
Zühd
İzzet
Rivayet edildiğine göre Leys bin Sa‘d, Ebû Kubeys dağında yaptığı bir yolculukta Ca‘fer-i Sâdık (Radıyallâhu Anh) hazretlerinin duasına şahit olmuş; mevsim dışı üzüm ve hırka ihsanı gibi hâller nakledilmiştir. Bu menkıbe, onun Rabbine yönelişindeki ihlasın bir işareti olarak anlatılır.
Dünya ehline yakınlık göstermemiş; menfaat için idarecilere yaklaşmamıştır. Abbâsî halifesi Mansûr’un “Sineğin yaratılış hikmeti nedir?” sorusuna; “Zalimlere, bir sineğe bile güç yetiremediklerini göstermek için” cevabını verdiği de kitaplarda nakledilmiştir. (Dipnot: 13)
Dünya ehline yakınlık göstermemiş; menfaat için idarecilere yaklaşmamıştır. Abbâsî halifesi Mansûr’un “Sineğin yaratılış hikmeti nedir?” sorusuna; “Zalimlere, bir sineğe bile güç yetiremediklerini göstermek için” cevabını verdiği de kitaplarda nakledilmiştir. (Dipnot: 13)
Vefatı ve Defni
Vefat
Bakî
Medine
Mevlânâ Ca‘fer-i Sâdık (Radıyallâhu Anh) hicrî 148 (m. 765) yılında Medine’de vefat etmiştir. (Dipnot: 14) Cennetü’l-Bakî kabristanında babası Muhammed Bâkır ve dedesi Zeynel Âbidîn (Radıyallâhu Anhum) hazretlerinin yanına defnedilmiştir.
Kaynakça (Dipnotlar)
Kaynak
Dipnot
Referans
[1] Zehebî, Tezkiretü’l-Huffâz, I/126.
[2] Dara Şükuh, Sefînetü’l-Evliyâ, Kanpur, s. 25.
[3] el-Kazvînî, Muhammed b. Hüseyin, Silsilenâme-i Hâcegân-ı Nakşibend, Süleymaniye Ktp., Laleli, nr. 1381, vr. 4a.
[4] Mevlânâ Hâlid en-Nakşibendî, Dîvân, el-Mektebetü’l-Hâşimiyye, 2014, s. 45.
[5] en-Nakşibendî, Ahmed b. Süleyman, Şemâil-i Silsile-i Nakşibendiyye, M. Ü. İ. F. Ktp., nr. 770-2, vr. 23a.
[6] Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, III/193; el-Hüseynî, es-Silsiletü’z-Zehebiyye, Dımaşk 2004, s. 85.
[7] el-Fârûkî, Muhammed Fadlullah, Umdetü’l-Makâmât, İstanbul 2014, s. 40.
[10] el-Kevserî, Muhammed Zâhid, İrğâmü’l-Merîd, s. 32-33.
[11] el-Kevserî, İrğâmü’l-Merîd, s. 33.
[12] (Açıklama notu metin içinde verilmiştir.)
[13] el-Hânî, Abdülmecîd b. Muhammed, el-Hadâiku’l-Verdiyye, Dımaşk 1997, s. 129.
[14] İbn Hallikân, Vefeyâtü’l-A‘yân, I/307; es-Sıfdî, el-Vâfî bi’l-Vefeyât, XI/98.