MAHMUD EFENDİ CEMAATİ
Kalpten Kalbe, Saygının, Sevginin,
Rahmetin, Miracın Eğitimi

Mahmud Efendi Hazretleri'nin (k.s) Hayatı

Mahmud Efendi Hazretleri'nin (k.s) Hayatı

Mahmud Efendi Hazretleri 1927 senesin de Trabzon Of İlçesinin Miço (Tavşanlı) köyünde dünyaya geldi. Babası Ali Efendi, Annesi Fatıma Hanım takvaları ile bilinen muhterem kimselerdi.

Ali Efendi köyün camisinde imamlık yapar, aynı zamanda kendi tarlasın da ziraatla meşgul olurdu. Tarlası camiye uzak olmasına rağmen vazifesini hiç aksatmaz, mutlaka camiye gelir, ezan okur ve namazı kıldırırdı. Bazen köylüler ziraatla meşgul olduklarından camiye gelemezler, Ali Efendi namazı tek başına kılmak zorunda kalacağını bildiği halde işini bırakır, yine de namazını cami de kılardı. Ali Efendi ibadetine düşkün, çokça Kur’an okuyan kanaat ehli bir kimse idi. 1954 senesinde zorluklarla biriktirdiği parasıyla hacca gitti ve Mekke-i Mükerreme’de rahatsızlanarak vefat etti. Cennetü’l-Muallâ’da, daha önce orada vefat etmiş bulunan babası Mustafa Efendi’nin yakınına defnedildi.

Annesi Fatıma Hanım kul haklarına çok dikkat ederdi. İneklerini otlatmaya götürürken kimsenin bahçesinden otlamasınlar diye ağızlarını bağlardı. Ola ki bir ineği başkasının bahçesinden otlayacak olsa, hemen sahibinden helallik ister ve o inekten sağdığı sütün tamamını bahçe sahibine verirdi.

İLME BAŞLAMASI

Mahmud Efendi Hazretleri 6 yaşında iken hafızlığını babasın da ve annesin de yaptı. Ailesinin ve yetiştiği çevrenin dindarlığının da etkisi ile küçük yaşına rağmen namazları camide kılar, nafile ibadetlere de önemle dikkat ederdi.

Hafızlığını bitirdikten sonra Ramazan ayında Kayseri’ye gidip o bölgenin muteber ulemasından olan Tesbihcizade Ahmed Efendi’den sarf, nahiv ve Farsça okudu. Kayseri’de bir sene kaldıktan sonra memleketi Of’a dönerek zamanın en meşhur kıraat alimi olan Mehmed Rüşdü Aşıkkutlu Hocaefendi’den Kur’an-ı Kerim, talim ve tecvit dersleri aldı.

Belağat, ilmi kelam, tefsir, hadis, fıkıh ve usulü fıkıh gibi şer’i ilimleri de akli ve nakli ilimlerde mütehassıs ulema dan olan eniştesi Çalekli Hacı Dursun Efendi’de tamamlayarak 16 yaşında kendisinden icazet aldı.

Kendisi okurken okutmaya başladığı talebelerini yedi sene kadar okuttuktan sonra askere gitmeden icazet verdi ki; o tarihlerde bu, başarılması çok zor bir işti.

ŞEYHİ ALİ HAYDAR EFENDİ İLE TANIŞMASI

Askerde bulunduğu sırada, hayatının seyrini değiştirecek olan üstadı ve şeyhi Ali Haydar Efendi ile tanıştı. Ali Haydar Efendi Hazretleri Osmanlı sultanların dan son dört padişahın huzur hocalarından idi.

Mahmud Efendi hazretleri murad kul (Allahu Teala tarafından seçilmiş) kullardan olduğu için böyle büyük bir alim ve şeyh olan Ali Haydar Efendi Kendisine özel olarak gönderildi. Şöyle ki; Ali Haydar Efendi’nin kırk sene önce vefat etmiş olup Bandırma’da medfun bulunan şeyhi Ali Rıza Bezzaz Hazretleri bir gece İstanbul’daki tekkede bulunan Ali Haydar Efendi Hazretleri’ne mânevî yolla zuhur etmiş. O günlerde orada asker de bulunan Mahmud Efendi’yi takdim ederek; “Hemen Bandırma’ya gel ve buradaki emaneti al” diye emir buyurmuş. Bunun üzerine Ali Haydar Efendi derhal Bandırma’ya gidip Tekke Camisi’ne varmış ve yanında bulunan müridlerine “Burada bir asker var, onu bulup bana getirin” buyurdu. Bu emir üzerine Bandırma’da bir asker aramaya başladılar. Fakat bu askerin adı, soyadı ve adresi olmadığı için işleri hiç de kolay olmamıştı.

Bundan sonrasını Mahmud Efendi Hazretleri şöyle anlatır: “Küçük yaşlarımdan beri alimlere ve şeyhlere karşı muhabbetim vardı. Nerede bir alim, bir Allah dostu olduğunu öğrensem onu ziyaret ederdim. Bandırma da acemi birliğinde askerlik yapıyorken orada da ziyaret edip, duasını alabileceğim alim bir zat, bir şeyh efendi var mı diye merak ediyordum. Orada Halil Efendi isminde takva sahibi bir zat vardı. Bir keresinde ona buralarda şeyh yok mu diye sordum. O da bana Ali Rıza Bezzaz Efendi Hazretleri’nin kabrini göstererek;

Bu zatın halifesi var, ancak o da İstanbul’da dedi. Bunun üzerine ben de o zatın kabrini ziyaret ettim. O’nun halifesini de ziyaret edip duasını almayı arzu ettiğim için, bir fırsatını bulup İstanbul’a nasıl gidebilirim diye düşünmeye başladım. İşte o anda kalbim o zata doğru aktı. Artık daima onu düşünür oldum. Bir gün Bandırma’ da deniz kenarındaki Haydar Çavuş Camii’nde cuma namazını eda ettim. Namazdan sonra caminin bir köşesinde beyaz sarıklı, beyaz cübbeli, gayet heybetli ve nurani bir zat gördüm. Bana padişah gibi heybetli geldi. O zatın kim olduğunu sorduğumda bana İşte o zat Senin görmek istediğin Ali Haydar Efendi Hazretleri dir dediler. Çok sevindim ve onunla görüşmek istedim. Fakat yakınları temkinli davranıp bana: “Zaman çok kötü, bu zat takipte. Gece gelirsen görüşürsün”dediler. Gece gittiğimde rahatsız olduğu için erken yatmıştı. Kendisiyle ancak ertesi gün görüşmek nasip oldu, huzuruna girdiğimde beni görür görmez İşte kitaplarımı teslim edeceğim kişi budur dedi. Böylece görüşüp tanıştık, Beni Kendisine manen Şeyhi’nin teslim ettiğini bildirdi ve Kendisinden ayrılmamamı tenbih etti. Bir daha da onu hiç bırakmadım.

İLME VERDİĞİ ÖNEM

Şeyhi Ali Haydar Efendi’nin vefatıyla Mahmud Efendi Hazretleri’nin hayatında yeni bir dönem başlamış oldu. Bir taraftan imamlık yaparak cemaatle, bir taraftan talebe okutmakla, diğer taraftan da Ali Haydar Efendi Hazretleri’nin vasiyeti üzere tarikat ehli ihvanı irşad ile meşgul oluyordu.

İmamlık yaptığı İsmailağa Camii’ni hem tekke hem medrese hem de emri bil maruf ve nehyi anil münker merkezi olarak kullanıyordu. Osmanlı medreselerin de takip edilen usul üzere daha askere gitmeden önce memleketin de talebe okutmuş ve birçok kimselere icazet vermiş olan Mahmud Efendi Hazretleri’nden İstanbul’da da birçok imam, vaiz ve müftü ders almıştır.

Kendisi daima insanları ilme, amele ve ihlaslı olmaya teşvik ederdi. O zamanlarda ilim okumak ve okutmak hele ki sünneti seniyye den taviz vermeden bu işi yapmak hiç de kolay değildi.

Köylerde cenazeleri kaldıracak, ramazanlarda teravih kıldıracak ve mukabele okuyacak kişileri bulmak bile zor hale gelmişti. Halk Kur’an-ı Kerimi okuyamaz, namaz kılmayı bilemez, dini vecibelerden habersiz imanın şartlarını sayamaz ve kelime-i şehadeti bile söyleyemeyecek hale gelmişti. 18 sene ezan-ı Muhammediye Türkçe okutulmuş, Arapça okuyanlar takibe uğrayıp cezalandırılmıştı. Din adamları ve mütedeyyin insanlar basın yayın organları kullanılarak kötülenmiş, iftiralar atılarak halkın nazarından düşürülmeye çalışılmıştı ve bu işte oldukça mesafe de kat edilmişti.

Sakallılar, sarıklılar çarşaflılar insanlara öcü gibi gösterilmiş, meydanlarda çarşaf çıkarma merasimlerine kadar varmıştı. Dini ilimleri içeren kitaplar bir yana Kuran-ı Kerim okumak bile yasaklanmıştı. Bu şartlar altında dinini öğrenmek isteyenler dağlarda, mağaralarda, ahırlarda ve mezarlıklarda köşe bucak kaçarak, dışarılara nöbetçiler bırakarak ders okumaya çalışıyorlardı.

Kur’an-ı Kerimi Arapçasından okuyabilmenin bile ulaşılması çok zor bir iş olduğu bu ağır şartlar içerisinde Mahmud Efendi Hazretleri’nin kırk elli senelik kısa bir zaman zarfında erkekli kadınlı binlerce hoca, on binlerce talebe yetiştirmesinin ve yüzbinlerle ifade edilen sakallı erkeklerin ve çarşaflı kadınların yetişmesine sebep olmasının her türlü takdirin fevkınde büyük bir hizmet olduğu aşikardır.

15-16 yaşlarındaki gençlerin sakallarına jilet vurmaması, sarık, şalvar, cübbe giymeleri, hafızlık yapmaları ve Kuran ilimlerini tahsil etmeleri, genç kızların çarşaf giymeleri ve küçük yaşlarda Kuran’ın manasını anlayacak seviyeye ulaşmaları hiç şüphesiz büyük bir gayretin ve manevi bir tesirin eseridir.

Mahmud Efendi Hazretleri neredeyse bütün illeri, kasabaları ve binlerce köyü gezerek emri bil maruf ve nehyi anil  münker yaparken daima insanları ilim öğrenmeye çağırırdı. Kendisine “Bir emriniz, bir arzunuz var mı diye soranlara “Her mahalleye bir kız bir erkek medresesi yapın” diye cevap verirdi. Kendisinin ilme teşvik babındaki bazı sözleri şöyledir;

 “Ey talebeler! Sizler, kurumuş toprakların yağmur yüklü bulutları, direksiz kubbenin  direklerisiniz.”

“Ömrümden üç nefesim kalsa, size

okuyun, okuyun, okuyun  derim.”

“Sizin yerinizde olsam bu sabah kahvaltı yapmadan ilme başlardım.”

İLMİN YAYILMASIN DA TAKİP ETTİĞİ USÜL

Mahmud Efendi Hazretleri’nin yaşadığı zamana ve Türkiye şartlarında ki insanların hallerine göre ilmi artırmada kullandığı üslub hayret vericidir. Hatta bazı ilim ehli kimseler bu hususta ki inceliğe muttali olamadıkların dan kendisini tenkit bile etmişlerdir. Çünkü insanlara “Emsile, Bina, Avamil okuyun yeter” diyerek ilme teşvik ediyordu. Kur’an-ı Kerim okumayı dahi bilmeyen, geçim derdine düşmüş bir millete “On beş yirmi sene ilim okumalısınız” demiş olsaydı acaba bu ilmi kim kabul ederdi. Bir zaman sonra ilmi seviyeyi yükseltip zikrolunan kitaplara İzhar ve İzzi gibi diğer kitapları eklemiş ve “İzhar okuyan hocadır” buyurarak insanları daha da heveslendirmişti. Daha sonra bu kitaplara Kâfiye, Molla Cami, Nuru’l-izah, Mülteka, Telhis, Şerhul Emali, Şerhul akaid gibi daha yüksek kitapları ekledi. İlmin temelini bu şekilde atarak birçok talebeler yetiştiren Mahmud Efendi Hazretleri bunlarla da yetinmeyip; “ Mülteka ezberlenmeli, Hidaye okunmalı, Mülteka’nın şerhi Mecme’ul Enhur’u anlayarak okuyup bitirmeyene hoca demem” gibi sözlerle ilmi seviyeyi daha da yükseltti.

 Kadınların da cahil kalmalarına  razı olmadığından bu konuda da yeni bir çalışma yapıyordu. İslamiyeti en kolay yine kadınlar anlatabileceği için onlardan da hocalar yetiştirmek gerekiyordu. Erkeklerin, kendilerine mahrem olmayan kadınları hele ki böyle bozuk bir zamanda okutmaya kalkmaları birçok mahzuru beraberinde getireceğinden bu işe şöyle bir çare buldu. Kendisi önce erkekleri okuttu, sonra erkek hocalara hanımlarını ve kızlarını okutmalarını söyledi. Kocalarından veya babalarından okuyan hanımlar da diğer hanımları okuttular. Kısa zamanda kız medreseleri çoğaldı ve yayıldı. Öyle ki okuyan kadınların sayısı erkekleri geçti. Nice hanımlar hafızlık yaptı ve niceleri hoca olup birçok kadınların da hidayetlerine vesile oldular.

Mahmud Efendi Hazretleri ilme teşvik babında sohbet ve vaazlarında defalarca şu sözleri tekrarlamıştır; “Boğaz köprüsünü gelişi güzel marangozlar, demirciler yapabilir mi ? Büyük mühendisler, büyük mimarlar lazım değil mi ?  İşte bu din köprüsünü de küçük hocalar yapamaz, büyük alimler lazımdır.” buyurmuştur.

ULEMAYA VE HAFIZLARA OLAN HÜRMETİ

Alimlere ve talebelere çok hürmet eder, onların müşkilleriyle bizzat ilgilenirdi. Hafızlara son derece ta’zim eder, huzuruna girdiklerinde ayağa kalkar, uğurlarken kapıya kadar refakat ederdi. Okuyanlara ve okutanlara maddi ve manevi yardım etmekte elinden gelen her türlü imkanı kullanırdı.

İLİM VE TARİKATI BİRLEŞTİRMESİ

Mahmud Efendi Hazretleri, Şeyhi Ali Haydar Efendi Hazretleri gibi ilim ve tasavvufu cem eden zülcenahayn bir zat idi. Mahmud Efendi hazretleri tarikat üzerinde titizlikle durmakla beraber şer’i şeriften de zerre kadar taviz verilmesine de asla müsade etmemiştir.

  Şu sözleri bu konu da ne kadar hassas davrandığının örneğidir “Mürşid olarak bilinen bir şahısta şeriatı tatbik var ise, o şahısta tarikat da vardır. Şeriat yok ise tarikat da yoktur, o şahıs mürşid olamaz.”

 ŞERİAT VE SÜNNETE İTTİBASI

Mahmud Efendi Hazretleri insanları sadece sözüyle değil, haliyle de ilme ve ibadete teşvik etmiş, başladığı hiçbir ibadeti bırakmamış ve istikametiyle görenleri gayrete getirmiştir. Farz namazların öncesinde ve sonrasında ki  sünnet namazların haricinde teheccüd, işrak, kuşluk, evvabin, tahiyyetül mescid ve abdest şükür namazı gibi nafile namazları bile hiç terk etmemiş hatta bir defasında “Kuşluk namazını terk edeceğine Mahmud ölsün daha iyi” buyurmuştur. Pazartesi perşembe orucunu, ramazanın son on gününde ki itikafı terk ettiği görülmemiştir. 

Efendi Hazretleri’nin unutulmuş sünnetleri diriltmesi, sünnetlerin dışında ki edeplere bile farz gibi riayet etmesi, Müslümanlar tarafından sevilip takdir edilmesine vesile olmuştur. Türkiye’de Takva denilince, Sünneti seniyye ye ittiba denilince akla gelen ilk isim olması bu dikkati nin neticesidir.

İSLAMI TEBLİĞ ETMEYE VERDİĞİ ÖNEM

Mahmud Efendi Hazretleri şer’i şerifi bütün olarak gördüğü için, sadece ilim ve zikir ile meşgul olup, dini tebliğ için emri bil maruf nehyi anil münker yapmakta gevşeklik gösterilmesini de asla tasvip etmezdi. Bu konu ile alakalı; “İstanbulun bütün evleri medrese olsa, emri bil maruf ve nehyi anil münker olmasa bir değer ifade etmez. Allah aşkına acıyın bu insanlara sel gibi cehenneme akıyorlar.” Buyurarak bu işin ehemmiyetine önemle işaret buyururdu.

Üstadı Ali Haydar Efendi’nin şu sözünü de çokça naklederdi; “Dini Mübini İslam’ın devam ve bekası emri bil maruf nehyi anil münkerin devam ve bekasına, Dini Mübini İslam’ın inkırazı (yıkılması) ise emri bil maruf nehyi anil  münkerin terkine bağlıdır.”

ALİMLERİN KENDİSİ HAKKINDA Kİ SÖZLERİ

Ali Haydar Efendi’den icazetli olan büyük Alim Emin Saraç Hocaefendi, Mahmud Efendi Hazretleri’ni sıkça ziyaret eder

“Ali Haydar Efendi Hazretleri’nin muradını Mahmud Efendi hayata geçirmiştir, çünkü Ali Haydar Efendi’nin tek arzusu ilmin yayılması, sakal, cübbe şalvar ve çarşaf gibi islam şiarının canlanmasıydı” derdi.

Mahmud Efendi Hazretleri’nin zahiri ilimdeki üstadı Hacı Dursun Fevzi Efendi; ”Mahmud Efendi Hazretleri’nin arkasında namaz kılan, İmamı Azam Efendimizin ardında kılmış gibidir” derdi. Kendisi evvelki meşayıhtan icazetli bir şeyh olduğu halde ilk önce Ali Haydar Efendi Hazretleri’ne intisab edip onun halifesi olmuş, daha sonra Mahmud Efendi Hazretleri’ne intisab ederek onun yüce makamını itiraf etmiştir.

İmamı Rabbani Hazretleri’nin yedinci torunu olan Muhammed Mazhar el-Faruki Hazretleri, Mahmud Efendi Hazretleri’ni İstanbul’da ziyaret etmiş ve: “Ben alemleri gezdim, bu asırda Mahmud Efendi gibi şeriat ve tarikatı birlikte yaşayan bir zat görmedim” demiştir.

İslam aleminin büyük alimlerinden Allame Seyyid Muhammed el-Maliki Mahmud Efendi Hazretleri’ni İstanbul’daki dergahında birkaç defa ziyaret etmiş, vefatından önce on gün kadar Kendisinin misafiri olmuş ve: “Dünyada birçok cemaatler gördüm. Kimisi ilme önem verip tasavvufu zayi etmiş, kimi de tasavvufa önem gösterip ilmi zayi etmişlerdir. Ama Mahmud Efendi cemaati ilimle ameli, şeriatla tarikatı birlikte yaşayıp yaşatan müstesna cemaatler’dendir.

Son dönem de Kuran’a çok büyük hizmeti geçmiş olan Gönenli Mehmed Efendi Mahmud Efendi Hazretleri’ni sık sık ziyaret ederdi. Oğlu vefât ettiğinde Efendi Hazretleri ile birlikte kendisine taziye ziyaretine gidildiğinde Efendi Hazretlerine hitaben: “Senin yaptıklarını biz beceremedik, ortalığı sakallılarla ve çarşaflılarla doldurdun. Bir kere rüyamda   semanın bir katında  evliyaullahın toplantısına katıldım, tanıdığım bütün  meşayıh oradaydı, seni göremeyince sağa sola bakındım. O zaman hatiften bir ses; “Mahmudu aşağılarda arama. Yukarı bak! Yukarı!” diye nida edildi” demiştir.

 Hocası Aşık kutlu Hoca efendi Mahmud Efendi Hazretleri hakkında; “Çok şeyh gördüm, her birinde bir eksiklik var ama, Mahmudum’a bakıyorum da herşeyi tas tamam, bana deseler peygamber nasıldı onu gösterirdim”. buyurmuştur.

HİCRİ 15. ASRIN MÜCEDİDİ SEÇİLMESİ

2010 Yılın da 42 Ülkeden tamamı ehli sünnet olan 400 Alimin katılımı ile, Uluslararası İnsanlığa Hizmet Sempozyumu düzenlendi. Mahmud Efendi Hazretlerine “İslama Üstün Hizmet Ödülü” verilerek 15. Asrın  Mücedidi seçildi.

42 ülkeden 400 Ehli sünnet Alimin hazır bulunduğu bu merasimde, Lübnan-Akkar müftüsü büyük Alim Usame Er-Rifai yaptığı duygulu konuşmasının sonunda;

“Allahu Teala, ilmi ve dini alimler vasıtasıyla devam ettirmektedir. Her yüz senenin başında da bu ümmet için dinini yenileyecek birisini göndermiştir.

Herhangi bir tarihte dine hizmet eden bir kişiye müceddid ünvanı verilemez. Ancak bu vasıf, yüzyılın başında, hayatta ve hizmette bulunan birine nasib olur.

Şu anda biz hicri takvime göre 15. Asrın miladi takvime göre de 21. Asrın başında bulunmaktayız.

İşte bu münasebetle, bilakis araştırma neticesinde ve gerçeğe uygun olarak ifade ediyorum ki; Üstadımız Hazreti Mevlana

Eş-Şeyh

Mahmud en-Nakşibendi

el Müceddidi

el-Halidi

Efendi Hazretlerin de,

“Ümmetin diriliş ve tecdid, yani yenileme vasıflarının toplandığını görüyorum.

“ Hal ile kal “ Yani söyledikleri ile yaşadıkları arasını cem etme münasebetiyle ki, o gerçekten böyledir. 15. Asrın başında bu ümmetin dinini yenileyen şahsiyet bu zat dır. diyerek Mahmud Efendi Hazretlerini

Hicri 15. Asrın Müceddidi ilan etti.

AHİRETE İRTİHALİ

Mahmud Efendi Hazretleri, Haziran 2022'de bir süredir yoğun bakımda tedavi gördüğü hastane de

23 Haziran 2022 Perşembe günü 95 yaşında iken, geride milyonlarca gözü yaşlı  talebe hoca müridan, mühibban ve sevenlerini bırakarak hayata gözlerini yumdu.

 24 Haziran 2022 Cuma günü Fatih Camii'nde Cuma namazının ardından Cenaze namazı kılındı. Mahmud Efendi Hazretlerini son yolculuğuna uğurlamak için milyonlarca müslüman, ihvanı, yetiştirmiş olduğu talebeler ve hocalar ve sevenleri sabahın erken saatlerin de Fatih Camisi ve çevresindeki sokak ve caddeleri doldurarak cenaze namazına katıldılar.

Cenaze namazını oğlu Ahmet Ustaosmanoğlu kıldırdı.

Mahmud Efendi Hazretlerinin cenazesi Sakızağacı Şehitlik Mezarlığın da defnedilerek ebedi saadete uğurlandı.

Hazreti Mevlana

el -Müceddidi

en Nakşibendi

el-Halidi

el - O’fi

Eş-Şeyh

Mahmud Efendi Kuddise Sirruhu

Rabbim şefaatine bizleri ve zürriyetimizi nail eyleye! (amin)