MAHMUD EFENDİ CEMAATİ
Kalpten Kalbe, Saygının, Sevginin,
Rahmetin, Miracın Eğitimi

Mevlânâ Ebû Ali el-Fâremedî (Kuddise Sirruh)

Nakşibendiyye • Altın Silsile
Mevlânâ Ebû Ali Fâremedî (Kuddise Sirruhû)
Sekizinci halka • Fâremed’den yükselen ilim ve hâl çizgisi
Doğumu, Halkadaki Yeri
Bilgi: Halka
Nakşibendiyye silsilesinde sekizinci altın halka olarak anılan Mevlânâ Ebû Ali Fâremedî (Kuddise Sirruhû), 401 (m. 1010/11) yılında Tûs civarında, Fâremed adlı köyde dünyaya geldi.[1] Adı Fazl b. Muhammed olarak kaydedilir. Devrinde Horasan’da “şeyhlerin şeyhi” diye anılacak derecede tanınmış; müridlerini adım adım terbiye edip kemâle ulaştıran bir mürşid-i kâmil olarak şöhret bulmuştur. Önceki büyüklerin izini titizlikle takip etmiş, emaneti bir sonraki halka olan Mevlânâ Yusuf Hemedânî’ye ulaştırmıştır.[11]
Zâhirî ilimlerde derinleştiği gibi, bâtınî yolda da incelik sahibi idi. Bilhassa zikir bahsinde dikkat çekici bir üslûba sahip olduğu; yerli yerinde teşbihler kurup kısa fakat tesirli sözler söylediği nakledilir. Döneminin ileri gelenleri, özellikle de Nizâmülmülk’ün kendisine ayrı bir hürmet gösterdiği kaynaklarda belirtilir.[2][3][4]
Şemâili
Bilgi: Hilye
Şemâiline dair aktarımlarda; esmer tenli ve orta boylu olduğu, gözlerinin ve kirpiklerinin koyu renkli bulunduğu, ağzının genişçe olduğu ve kaşlarının birbirine yakın durduğu zikredilir. Müridlerine karşı ise bir babadan daha fazla şefkat ve muhabbet taşıdığı özellikle vurgulanır.[5]
İlim Tahsili ve Talebeleri
Bilgi: İlim
İlk tahsilini doğduğu çevrede tamamladıktan sonra, meşhur âlim ve mutasavvıf Abdülkerîm el-Kuşeyrî’nin (Kuddise Sirruhû) yanına giderek ondan istifade ettiği kaydedilir.[6][7] Ayrıca Gazzâlî Kebîr ve Ebû Osman es-Sâbûnî gibi devrin önde gelen isimlerinden de faydalandığı aktarılır.[8][9][10]
Ebû Ali Fâremedî (Kuddise Sirruhû), ilim ve marifette geniş bir ufka sahip olmakla beraber, yetiştirdiği isimlerle de iz bırakmıştır: Silsilenin dokuzuncu halkası Yusuf Hemedânî ve “Huccetü’l-İslâm” olarak bilinen İmam Gazzâlî gibi büyük zatların onun terbiyesinden geçtiği kaynaklarda zikredilir.[11]
Tasavvufa Yönelişi ve Manevî Terbiyesi
Bilgi: Terbiye
Nefahâtü’l-Üns’te nakledilen hatıraya göre; gençlik döneminde Nişabur’da ilimle meşgul iken Ebû Saîd Ebu’l-Hayr’ın (Kuddise Sirruhû) Meyhene’den gelip sohbet halkası kurduğunu işitir. Onu gördüğünde gönlünde derin bir muhabbet uyanır ve meşayıha olan meyli belirginleşir.[14][16]
Aynı rivayette; bir semâ meclisinde şeyhin kaftanından ayrılan parçanın kendisine verilmesi ve bunun “sen bize astar ile kol gibisin” anlamıyla yorumlanması anlatılır. Bu işaretten sonra hizmete yöneldiğini, hizmet bereketiyle gönlünde aydınlıkların arttığını ve manevî hallerin çoğaldığını söyler.[16]
Yine yolculuk sırasında bir yılanla yaşanan hadise üzerinden, “ahde vefa” ve “güzel huyun karşılığını her şeyde görme” manası vurgulanır; ateşin Hz. İbrahim’e zarar vermemesi misaliyle güzel ahlâkın bereketine işaret edildiği aktarılır.[16]
İnâbe Aldığı Büyükler
Bilgi: İnâbe
Kaynaklarda, tasavvuf yolundaki nisbetinin iki yönlü olduğuna işaret edilir: Nakşibendiyye’nin Hz. Ali (Radıyallahu Anh) ve Hz. Ebû Bekir (Radıyallâhu Anh) kollarına bağlanan çizgileriyle irtibatı bulunduğu zikredilir. Bu bağlamda, şeyhlerinden birinin Ebu’l-Kâsım el-Gürgânî (Kuddise Sirruhû), diğerinin ise Ebu’l-Hasan Harakânî (Kuddise Sirruhû) olduğu kaydedilir.[12][13]
Rivayet edilen hatırada; Kuşeyrî’nin huzurunda manevi hallerini anlatınca bir süre ilme devam etmesinin tavsiye edildiği, fakat hallerin giderek artması üzerine “ilim elini çektiyse sen de elini çek” denilerek tekkeye yönlendirildiği belirtilir.[16]
Daha sonra, adı daha önce işitilmiş olan Gürgânî’yi aramak üzere Tûs’a yöneldiği, buluşmada kendisine “bu yola girişin mübarek olsun” denilerek terbiye ile daha yüksek mertebelere çıkacağı müjdelendiği aktarılır. Uzun süre yanında kaldığı, riyazet ve mücahede ile yoğrulduğu; ardından kendisi için bir meclis kurulup sohbet vazifesi verildiği, hatta kızının nikâhıyla bağın kuvvetlendiği nakledilir.[15]
Meclis, Sohbet ve İrşad
Bilgi: Sohbet
Aktarıma göre; Şeyh Ebû Saîd’in bir gün “seni papağan gibi dile getirip konuşturacaklar” diye işaret ettiği, aradan çok geçmeden Kuşeyrî’nin sohbet meclisi kurma vazifesini verdiği ve böylece dilinin açılıp sözünün bereketlendiği anlatılır.[16]
Abdülkerîm es-Sem‘ânî, Ebû Ali Fâremedî’yi “Horasan’ın dili ve şeyhi” diye anarak; sohbet meclislerini, içinde türlü çiçeklerin bulunduğu bahçelere benzetir. Bu benzetme, onun irşad üslûbunun hem zengin hem de gönül alıcı oluşuna işaret eder.[17]
Kısa not: Bu bölümde öne çıkan çizgi; ilim + hizmet + mücahede dengesinin, sohbetle “gönle” taşınmasıdır.
Vefatı
Bilgi: Vefât
Ebû Ali Fâremedî (Kuddise Sirruhû), 477 (m. 1084) yılında Fâremed’de vefat etmiştir.[18] Arkasında bıraktığı manevî emanetin, kendisinden sonra Mevlânâ Yusuf Hemedânî (Kuddise Sirruhû) hazretlerine intikal ettiği ifade edilir.[11]
Dipnotlar
Bilgi: Kaynak
[1] Tûs hakkında: el-Hamevî, Yakut, Mu‘cemü’l-Büldân, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, IV/55. (Nişabur’a yakınlığı bilgisiyle birlikte)
[2] Nizâmülmülk biyografisi: Abdülkerim Özaydın, “Nizâmülmülk”, DİA, XXXIII/194.
[3] Devlet erkânının hürmeti ve genel kayıtlar: el-Hânî, Abdülmecîd b. Muhammed, el-Hadâiku’l-Verdiyye, thk. Muhammed Hâlid el-Harse, Dâru’l-Beyrûtî, 1. Baskı, Dımaşk 1997, s. 231.
[4] Nizâmülmülk’ün özel hürmeti: es-Sayrafînî, Takıyyüddîn, el-Müntehab min Kitâbi’s-Siyâk li Târîhi Nîsâbûr, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1414, s. 453; İbnü’l-‘Adîm, Buğyetü’t-Taleb fî Tarîhi Haleb, V/2489.
[5] Şemâil kaydı: en-Nakşibendî, Ahmed b. Süleyman, Şemâil-i Silsile-i Nakşibendiyye, M. Ü. İ. F. Kütüphanesi, nr. 770, vr. 23; el-Fârûkî, Muhammed Fadlullah, Umdetü’l-Makâmât, Hakikat Kit., İstanbul 2014, s. 56.
[6] Kuşeyrî hakkında: es-Safedî, Salâhuddîn, el-Vâfî bi’l-Vefeyât, Dâru İhyâi’t-Türâs, Beyrut 2000, XIX/63.
[7] Kuşeyrî’den ilim alması: ez-Zehebî, Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ, XVIII/565.
[8] Gazzâlî Kebîr: Ebû Hâmid el-Gazzâlî’nin ağabeyi olarak bilinir.
[9] Ebû Osman es-Sâbûnî: İsmail b. Abdirrahman; 449 yılında vefat ettiği ve Horasan’ın önemli isimlerinden olduğu kaydı.
[10] İstifade edilen âlimler hakkında: İbnü’l-‘İmâd, Şezerâtü’z-Zeheb fî Ahbâri Men Zeheb, III/354; es-Sübkî, Tâcüddîn, Tabakâtü’ş-Şâfi‘iyyeti’l-Kübrâ, 1413, X/305.
[11] Yetiştirdiği büyük isimler: el-Kevserî, Muhammed Zâhid b. el-Hasen, İrğâmü’l-Merîd, el-Mektebetü’l-Ezheriyye, 1. Baskı, s. 39; İbn Asâkir, Târîhu Dımaşk, LV/203.
[12] Ebu’l-Kâsım el-Gürgânî: Dara Şükuh, Sefînetü’l-Evliyâ, Kanpur, s. 75. (Asıl adı Ali; nisbeti Ebû Osman el-Mağrîbî üzerinden)
[13] Harakânî ile irtibat: el-Kazvînî, Muhammed b. Hüseyin, Silsilenâme-i Hâcegân-ı Nakşibend, Süleymaniye Ktp., Laleli, nr. 1381, vr. 4a.
[14] Ebû Saîd Ebu’l-Hayr: Horasan’ın önemli mutasavvıflarındandır; 440 (m. 1049) yılında vefat ettiği kaydedilir.
[15] Gürgânî ile buluşma, terbiye ve nikâh rivayetleri: el-Hüseynî, Muhammed ‘Îd Abdullah Ya‘kûb, es-Silsiletü’z-Zehebiyye fî Menâkıbi’s-Sâdeti’n-Nakşibendiyye, Dâru’l-Fârâbî, Dımaşk 2004, s. 123.
[16] Nefahât rivayetleri (sema, kaftan, yılan kıssası, “papağan gibi konuşturacaklar”, hamam/su kıssası): Câmî, Mevlânâ Abdurrahman, Nefahâtü’l-Üns, trc. Lâmi’î Çelebi, s. 402-404.
[17] “Horasan’ın dili ve şeyhi” benzetmesi: es-Sem‘ânî, Abdülkerim b. Muhammed, el-Ensâb, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1. Baskı, Beyrut 1998, IV/309.
[18] Vefat kaydı: Hocazâde, Ahmed Hilmi, Hadîkatü’l-Evliyâ, İstanbul 1318, s. 14.