Mevlânâ Mahmud el-İncîr Fağnevî (Kuddise Sirruhû)
Nakşibendiyye • Altın Silsile
Mevlânâ Mahmud el-İncîr Fağnevî (Kuddise Sirruhû)
12. halka • “İncir Fağne” nisbesi • Cehrî zikir bahsi
Konumu ve Genel Tanıtım
Bilgi: Halka
Mevlânâ Mahmud el-İncîr Fağnevî (Kuddise Sirruhû), menâkıb ve silsilename geleneğinde
Silsile-i Âliyye’nin on ikinci altın halkası olarak zikredilir.[2]
“Hakikatler madeni” ve “manevî fütûhât sahibi” gibi vasıflarla anılması, onun hem irşad yönünü hem de
istikamet hassasiyetini öne çıkaran bir tasvirdir.[7]
Rivayetlerin müşterek çizgisine göre, Mevlânâ Arif Rîvegerî (Kuddise Sirruhû) sohbetinde yetişmiş;
şeyhinden aldığı emaneti de Mevlânâ Hâce Ali Râmitenî (Kuddise Sirruhû)’ye ulaştırmıştır.[2]
Şemâili
Bilgi: Şemâil
Şemâiline dair kayıtlarda; orta boylu, beyaz tenli, siyah sakallı; güler yüzlü ve mülayim çehreli olduğu,
burnunun güzel; ağzının ise hafifçe genişçe bulunduğu anlatılır. Çoğu zaman beyaz sarık sardığı da
özellikle zikredilir.[1]
Doğumu ve Yaşadığı Yerler
Bilgi: Coğrafya
Kaynaklar, onun Buhara’nın köylerinden Fağne (el-İncîr Fağne) tarafında dünyaya geldiğini,
nisbesinin de buradan geldiğini bildirir.[3][4]
Hayatının önemli bir kısmını ise Buhara’ya bağlı olup kabrinin de bulunduğu rivayet edilen
Eykenî isimli kasabada geçirdiği kaydedilir.[5]
Not: Bazı kayıtlarda “Eykenî” çevresindeki yer adları ve telaffuzlarda farklılıklar
görülebildiği için, metin burada kaynakların genel ifadesiyle korunmuştur.[5]
İlim ve Geçim Hayatı
Bilgi: Hayat
Rivayetlerde, küçük yaşta şer‘î ilimlere yöneldiği ve zâhirî ilimlerde maharet kazandığı belirtilir.
Bir dönem ticaretle meşgul olduğu da kaydedilir.[6]
Şeyhi Arif Rîvegerî (Kuddise Sirruhû) ile buluşup sülûkte kemâl kazandıktan sonra ise, vaktini
irşad vazifesine hasrettiği; feyiz saçan bir derya misali gönüller yetiştirdiği ifade edilir.[7]
Şeyhi ve Nisbetin İntikali
Bilgi: Emanet
Mevlânâ Mahmud el-İncîr Fağnevî (Kuddise Sirruhû), Arif Rîvegerî (Kuddise Sirruhû) sohbetinde
yetişip kemâle erenler arasında anılır. Silsile anlatımlarında, şeyhinden aldığı manevî yolu
Hâce Ali Râmitenî (Kuddise Sirruhû)’ye ulaştırdığı açıkça ifade edilir.[2]
Cehrî Zikir Meselesi
Bilgi: Zikir
Kaynakların aktardığına göre, zamanın şartları ve sâliklerin hâllerine binaen Mevlânâ Mahmud el-İncîr Fağnevî
(Kuddise Sirruhû), şeyhinin işaretiyle cehrî (sesli) zikir ile meşgul olmaya başlamıştır.
Bu hadisenin Arif Rîvegerî (Kuddise Sirruhû)’nin vefatına yakın bir zamanda vuku bulduğu; hatta şeyhinin
Rîveger Tepesi’nde yapılan cehrî zikre bizzat iştirak ettiği nakledilir.[8]
Rivayete göre Arif Rîvegerî (Kuddise Sirruhû) bu hâli görünce: “İşte bu vakit, bize işaret edilen vakittir.”
buyurarak bu uygulamanın, ihtiyaç doğuran bir dönemde “irşad kolaylığı” maksadıyla ortaya çıktığını
işaret etmiştir.[8]
Cehrî Zikrin Şartı
Bilgi: Ölçü
Arif Rîvegerî (Kuddise Sirruhû)’nin vefatından sonra da Mahmud el-İncîr Fağnevî (Kuddise Sirruhû)’nin
mescitte cehrî zikirle meşgul olduğu; Buhara uleması huzurunda kendisine bu zikrin niyeti sorulduğunda,
maksadının “manevî uykudakilerin uyanması, gaflette olanların agâh olması ve hakiki tövbe ve inâbeye
yönelişin artması” olduğunu ifade ettiği aktarılır.[8]
Yine ona nispet edilen bir sözde, cehrî zikrin “dilini yalan ve gıybetten; boğazını haram ve şüpheliden;
gönlünü riya ve şöhretten; sırrını da Hak Teâlâ’nın gayrısına yönelişten temizleyen” kimseye fayda vereceği
belirtilir.[8]
Keramet Rivayetleri
Bilgi: Rivayet
Kaynaklar, onun sünnete sıkı bağlılıkla birlikte keşif ve kerametlerle de anıldığını aktarır.
Hâce Ali Râmitenî (Kuddise Sirruhû)’ye nispet edilen rivayette, Hızır (Aleyhisselâm) ile karşılaşan bir
zâtın “bu zamanda şeriat caddesinde istikamet üzere olan kim” diye sorması üzerine,
“o zat Mahmud el-İncîr Fağnevî’dir” cevabını aldığı nakledilir.[9]
Bir başka menkıbede ise, Râmiten Köyü’nde zikir esnasında başlarının üzerinden geçen büyük beyaz bir kuşun
“Ey Ali! Merd ol!” diye seslenmesi; bunun Hâce Mahmud’un bir keramet hâli olduğunun söylenmesi ve
bir müridi ziyarete gidişine bağlanması anlatılır.[12]
Not: Bu bölümdeki anlatımlar, klasik menâkıbnâme üslubuyla aktarılan rivayetlerdir;
“tarihî belge” mantığıyla değil, tasavvufî eğitim ve ibret boyutuyla okunur.[9][12]
Halifeleri
Bilgi: Halife
Rivayetlere göre vefatı yaklaşınca müridlerinin terbiyesi için müridlerini
Hâce Ali Râmitenî (Kuddise Sirruhû) hazretlerine havale etmiştir.[13]
Kaynaklarda ayrıca iki meşhur halifesinin adı zikredilir:
• Emîr Hüseyin Vâbkenî (Kuddise Sirruhû) – “Emîr Hurd” olarak da anıldığı; kabri Vâbken’de bulunduğu,
zamanında sûfîlerin sığındığı bir merci olduğu; Şeyh Ali Erğandânî gibi isimlerin yetişmesine vesile olduğu belirtilir.[14]
• Şeyh Hasan (Kelân) Vâbkenî (Kuddise Sirruhû) – Emîr Hüseyin Vâbkenî’nin kardeşi olarak kaydedilir.[15]
Vefatı
Bilgi: İrtihal
Mevlânâ Mahmud el-İncîr Fağnevî (Kuddise Sirruhû)’nin hicrî 715 (m. 1315-16) yılında vefat ettiği
kaydedilir.[16] Bununla birlikte bazı nakillerde 717 (m. 1317-18) tarihi de zikredilmiştir.[16]
Tarih notu: Tarih düşürme beyti/ibaresiyle yapılan kayıtlar ve farklı rivayetler,
vefat yılı konusunda iki tarih aktarılmasına sebep olmuştur.[16]
Dipnotlar ve Kaynakça
Bilgi: Kaynak
[1] en-Nakşibendî, Ahmed b. Süleyman, Şemâil-i Silsile-i Nakşibendiyye, M. Ü. İ. F. Ktp., nr. 770, vr. 24b.
[2] Câmî, Mevlânâ Abdurrahman, Nefahâtü’l-Üns, trc. Lâmi‘î Çelebî, s. 413.
[3] el-Kevserî, Muhammed Zâhid b. el-Hasen, İrğâmü’l-Merîd, el-Mektebetü’l-Ezheriyye, 1. Baskı, s. 42.
[4] Dara Şükuh, Sefînetü’l-Evliyâ, s. 77.
[5] Bazı zabıtlarda Vâbken (Vâbekî) geçmektedir. (Yer adı farklılık notu.)
[6] Hocazâde Ahmed Hilmi, Hadîkatü’l-Evliyâ, İstanbul 1318, s. 30.
[7] el-Fârûkî, Muhammed Fadlullah, Umdetü’l-Makâmât, Hakikat Kitabevi, İstanbul 2014, s. 64.
[8] Safî, Mevlânâ Alî b. Hüseyin, Reşahât, İstanbul, s. 52; Muhammed Ahmed Dernika, et-Tarîkatü’n-Nakşibendiyye ve A‘lâmuhâ, s. 162.
[9] el-Hânî, Abdülmecîd b. Muhammed, el-Hadâiku’l-Verdiyye, thk. Muhammed Hâlid el-Harse, Dımaşk 1997, s. 373.
[10] Hâce Evliyâ-i Kebîr: Abdulhâlık Gucdüvânî (Kuddise Sirruhû) hazretlerinin ikinci halifesi olarak zikredilir. (Tanıtım dipnotu metinde verilmiştir.)
[11] Hâce Dihkân: Hâce Evliyâ-i Kebîr’in halifeleri arasında sayılır. (Tanıtım dipnotu metinde verilmiştir.)
[12] Safî, Reşahât, s. 51-52.
[13] el-Hüseynî, Muhammed ‘Îd Abdullah Ya‘kûb, es-Silsiletü’z-Zehebiyye fî Menâkıbi’s-Sâdeti’n-Nakşibendiyye, Dımaşk 2004, s. 137.
[14] el-Hânî, el-Hadâiku’l-Verdiyye, s. 374.
[15] el-Kazvînî, Muhammed b. Hüseyin, Silsilenâme-i Hâcegân-ı Nakşibend, Süleymaniye Ktp., Laleli, nr. 1381, vr. 6b.
[16] “Hem be-hân: Mahmûd Tâcü’l-Asfiyâ” (هم بخوان محمود تاج الأصفيا) ifadesiyle tarih düşürüldüğü; ayrıca 717 (m. 1317-18) yılının da nakledildiği belirtilir. (Vefat tarihi ihtilaf notu.)