MAHMUD EFENDİ CEMAATİ
Kalpten Kalbe, Saygının, Sevginin,
Rahmetin, Miracın Eğitimi

Mevlânâ Ârif er-Rîvegerî (Kuddise Sirruh)

Nakşibendiyye • Altın Silsile
Mevlânâ Arif Rîvegerî (Kuddise Sirruhû)
11. halka • Sünnetin ihyâsı ve bidatlerle mücadele çizgisi
Konumu ve Kısa Tanıtım
Bilgi: Halka
Tarîkat-ı Nakşîbendiyye-i Aliyye’nin Silsile-i Sâdâtı içinde on birinci halka olarak anılan Mevlânâ Arif Rîvegerî (Kuddise Sirruhû), menâkıbnâmelerde “sünnet-i nebeviyyeyi ihyâ eden, bidatlere karşı dirilik gösteren” bir mürşid sûretiyle takdim edilir.[8] Kaynaklar, onun yaşadığı çağda irşad halkasının genişlediğini; ilim, zühd ve mücâhede ile temayüz ettiğini özellikle vurgular.[5]
Doğumu, Menşei ve Nisbeti
Bilgi: Doğum
Rivayetlere göre Mevlânâ Arif Rîvegerî (Kuddise Sirruhû), hicrî 560 (m. 1165) yılında Buhara civarında bulunan köylerden Rîveger (Rîvger)’de dünyaya gelmiştir.[1] Nisbesini de bu beldeden alır.
Kaynaklarda ayrıca, Abdulhâlık Gucdüvânî (Kuddise Sirruhû)’den gelen “varidât nisbeti”nin, Mevlânâ Arif Rîvegerî üzerinden Mevlânâ Mahmud İncir Fağnevî (Kuddise Sirruhû)’ye ulaştırıldığı ifade edilir.[4]
Şemâili ve Hususiyetleri
Bilgi: Şemâil
Şemâiline dair rivayetlerde; teninin “çiçek rengi” diye anılan, kırmızıya çalan beyaz bir tonda olduğu, yüzünün ay gibi parlak bulunduğu, üzerinde misk-ü amber kokuları hissedildiği; orta boylu, iri gözlü, ince kaşlı olduğu zikredilir.[2]
Ayrıca “Türk meşâyıhının büyüklerinden” sayıldığı; ilim ve hilm yanında zühd, takvâ, riyazet, mücâhede ve ibadette yüksek derecelere ulaştığı ifade edilmiştir.[3][5]
Abdulhâlık Gucdüvânî’ye İntisabı
Bilgi: İntisab
Küçük yaşta medrese öğrenimine başladığı, kısa zamanda çeşitli ilimleri elde ettiği; ilim yolculuğu devam ederken Silsile-i Meşâyıh’ın onuncu halkası olan Abdulhâlık Gucdüvânî (Kuddise Sirruhû) hazretlerini tanıdığı anlatılır.[6]
Meşhur rivayete göre Arif Rîvegerî (Kuddise Sirruhû), bir gün çarşıda şeyhiyle karşılaşır; elindeki torbaları taşıyarak evine kadar refakat etmek ister. Bu hizmete izin verilince, eve kadar birlikte yürürler. Eve varınca Hâce Abdulhâlık Gucdüvânî (Kuddise Sirruhû) onu yemeğe davet eder ve “bir saat sonra gel” buyurur. Arif Rîvegerî (Kuddise Sirruhû) de gönlünde doğan muhabbetle belirlenen vakitte tekrar gelir; iltifat görerek “evlatlığa kabul” edildiği ve gönlünde manevî ilimlere karşı iştiyakın arttığı rivayet edilir.[6]
Medrese Hocasıyla Yaşanan Hadise
Bilgi: Menkıbe
Menkıbeler, Arif Rîvegerî (Kuddise Sirruhû)’nin şeyhinin sohbetine devam arzusunun medresedeki hocası tarafından engellenmek istendiğini anlatır. Hocasının tasavvuf erbabını yermesi, onu vazgeçirmeye çalışması; ancak bu sözlerin Arif Rîvegerî’nin muhabbetini azaltmadığı aktarılır.[6]
Rivayetin devamında Arif Rîvegerî’nin bir gece rüyasında, kendisini engelleyen hocasını haram bir işle meşgul görmesi; ertesi gün hocası aynı şekilde engellemeye devam edince bu rüyayı yüzüne söylemesi anlatılır. Sonuçta hocanın hayrete düşüp sûfiyyenin mertebesini yakînen idrak ettiği, sonra Abdulhâlık Gucdüvânî’nin huzuruna vararak inâbe aldığı ve ihlaslı müridlerden olduğu nakledilir.[6]
Not: Bu bölüm, kaynaklarda “ibret ve ders” üslubuyla anlatılan menkıbevî bir aktarım olup, tarihî olayların belgelendirilmesi mahiyetinde değil; tasavvufî terbiyenin manevî derslerini öne çıkaran bir rivayet olarak okunmalıdır.[6]
Hizmet Yılları ve İrşad Yetkisi
Bilgi: İrşad
Arif Rîvegerî (Kuddise Sirruhû)’nin, şeyhi Abdulhâlık Gucdüvânî’nin dergâhında uzun yıllar hizmet ettiği, bu hizmetin neticesinde kendisine irşad yetkisi verildiği aktarılır.[8] İrşad izni sonrasında, çeşitli beldelerden insanların Rîveger’e gelerek onu ziyaret etmeye başladığı rivayet edilir.[8]
Şahsiyeti ve Sünnet Vurgusu
Bilgi: Edep
Kaynaklarda Mevlânâ Arif Rîvegerî (Kuddise Sirruhû)’nin yumuşak huylu olduğu, kimsenin kalbini kırmamaya özen gösterdiği; şer’î emirleri titizlikle yerine getirip yasaklardan şiddetle sakındığı vurgulanır.[5] Sünnete ittibayı “büyük ganimet” bilmesi, Nakşî çizgide “istikamet” hassasiyetinin özeti gibi sunulur.[7]
Nakşî yolunda iki vurgu: Bazı metinlerde, Nakşibendiyye-i Aliyye’de sünnete ittiba ve teveccüh iki temel unsur olarak öne çıkarılır.[7]
Varidât Nisbeti ve Halefine Teslim
Bilgi: Emanet
Silsile anlatımlarında, Abdulhâlık Gucdüvânî’den gelen manevî nisbetin Arif Rîvegerî üzerinden Mahmud İncir Fağnevî’ye intikal ettiği ifade edilir.[4] Bu aktarım, “emanetin elden ele, hâlden hâle” yürüyen irşad çizgisinin bir halkası olarak ele alınır.
Vefatı
Bilgi: İrtihal
Mevlânâ Arif Rîvegerî (Kuddise Sirruhû)’nin hicrî 649 yılında vefat ettiği kaydedilir.[8]
Bu vesileyle kaynaklarda, Allah’a ve Resûl’e itaat edenlerin, peygamberler, sıddıklar, şehitler ve sâlihlerle beraber olacağına işaret eden Nisâ Sûresi 4/69 ayeti zikredilir.[9]
Kur’ânî Hatırlatma
“Her kim Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimet ihsan ettiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle birliktedirler…” (Nisâ, 4/69).[9]
Dipnotlar ve Kaynakça
Bilgi: Kaynak
[1] el-Hânî, Abdülmecîd b. Muhammed, el-Hadâiku’l-Verdiyye, thk. Muhammed Hâlid el-Harse, Dımaşk 1997, s. 372.
[2] en-Nakşibendî, Ahmed b. Süleyman, Şemâil-i Silsile-i Nakşibendiyye, M. Ü. İ. F. Ktp., nr. 770, vr. 24a.
[3] el-Kevserî, Muhammed Zâhid b. el-Hasen, İrğâmü’l-Merîd, el-Mektebetü’l-Ezheriyye, 1. Baskı, s. 42.
[4] el-Kazvînî, Muhammed b. Hüseyin, Silsilenâme-i Hâcegân-ı Nakşibend, Süleymaniye Ktp., Laleli, nr. 1381, vr. 6a; Dara Şükuh, Sefînetü’l-Evliyâ, s. 77; Safî, Mevlânâ Alî b. Hüseyin, Reşahât, İstanbul, s. 51; Câmî, Nefahâtü’l-Üns, trc. Lâmi‘î Çelebî, s. 413; el-Fârûkî, Muhammed Fadlullah, Umdetü’l-Makâmât, Hakikat Kit., İstanbul 2014, s. 64.
[5] Hocazâde Ahmed Hilmi, Hadîkatü’l-Evliyâ, İstanbul 1318, s. 28.
[6] en-Nebhânî, Câmi‘u Kerâmâti’l-Evliyâ, s. 136.
[7] el-Müceddidî, Raûf Ahmed, Dürru’l-Me‘ârif, Hakikat Kitabevi, İstanbul 1998, s. 29.
[8] el-Hüseynî, Muhammed ‘Îd Abdullah Ya‘kûb, es-Silsiletü’z-Zehebiyye fî Menâkıbi’s-Sâdeti’n-Nakşibendiyye, Dımaşk 2004, s. 135.
[9] en-Nisâ, 4/69; ayrıca bkz. el-Hâzin, Ebu’l-Hasen Alâüddîn Ali b. Muhammed, Lübâbü’t-Te’vîl fî Me’âni’t-Tenzîl, Dâru’l-Kütübi’l-‘İlmiyye, Beyrut 1415, I/397.